Yazın beldemize gelenler'kışın burda yaşam nasıl'diye sorarlar hep.bende 'yazın burada nasıl öyle pahalıysa kışında aynen öyle devam ediyor 'diyorum.cidden anadolunun iç kesimlerine göre burada yaşamanın bedeli % 50 daha pahalı.sizi sıkmadan küçük bir örnekle anlatayım.çocuklar çoktandır etli pide istiyordu.tanesi 5 liradan başlıyor diye hep erteliyordum.dün aklıma geldi tavuk alıp kıyma yaptırdım kilosu 8 lira.etin kilosu 20 den başlıyor.içine 3 soğan rendeledim.karabiber,maydanoz, kırmızıbiber ,tuz ve yağsız olur kaygısıyla tereyağ koydum.fırının yolunu tuttum.tanesini kaça yapıyonuz dedim 750 diyince öteki fırına gittim oda tanesini 1 liradan yaparım dedi.bomboş oturuyordu ikiside.iş yok diye yakınıyorlar.500 e olursa yaptırayım dedim kabul etmedi.eve geldim ben şimdi bu kıymayı napayım dedim.kendim mayalı hamur yoğurdum tepsidede mayalanmasını bekledim.hamurun üzerine 750 gr kadar kıymayıda yaydım.bu arada harcın içine biber salçasıda koydum. önce sadece alttan pişirdim sonra fırının üzerinide açtım çok güzel pişti.büyük bir tereddütle çocukların önüne koydum beğenmeyecekler diye ödüm koptu.mecbur hepsini ben yiyecektim,dökemem nede olsa.soluğumu tutup sonucu bekledim.çocuklar bayıldılar.anne artık hep sen yap dediler.ekonomik kriz harika bir yemek çeşidi üretmeme neden oldu.herkeze öneririm.taş çatlasa elektrik,un maliyeti 5 lira tutar.oysa fırın benden 20 lira istedi.bu arada kötü komşu insanı mal sahibi yapar atasözünü anımsattı bana.afiyet olsun.maddi durumu kısıtlı olanların sahil kesiminde yaşama hakkı sınırlı,gelmeyi düşünenlere duyurulur.

Baharla birlikte muhteşem kar manzarası yerini doğanın binbir rengine bırakır.Derbent'in sözettiğim serap gibi göletini görüyorsunuz.Ama insanlarının iyiliğini,misafirperverliğini gösterecek birfotoğraf makinası icat edilmediği için derbentin bu yönünü yayınlayamıyorum.
Emekli olduktan sonra boşluğa düşenlerin oranını çok merak ediyorum.Veya herkez aynı sorunu yaşıyormu?bu konuda fikri olanlardan veya fikrime katılan katılmayan okurlardan yorum rica ediyorum.sosyal yönden dışlanmışlık hissettim.ben aramasam kimse beni aramıyordu.oysa sosyal yaşamı seven ben için bu durum kabuledilemezdi.birşeyler yapmalıydım.Oysa emekli olup sabah canımın istediği saatte kalkmayı,güneşe veya yağmura karşı kahvemi yudumlamayı ne kadar hasretle beklemiştim.İnsan bir süre sonra bu güzelliklerdende bıkıyormuş.Bu arayışlarım esnasında halkeğitim kursları aklıma geldi.önüme ilk çıkan kursa yazıldım.öğretmenimiz Gazi üniversitesi mezunu,yurtdışı sınavını başarıyla kazanıp 3yıllığına kırgızistana gitmiş ve kendini orda keçe sanatı konusunda mükemmel yetiştirmiş NİLGÜN EREN di.hayatımda mesleğini bu kadar seven ve bu kadar mesleğine layık bir insan görmedim.Adeta piyango çıkmıştı bana.Kendisine çok şey borçluyuz.öyleki burdan tayini çıkarsa kursa devam etmek için peşinden gitmeyi düşünüyorum.Sitemdeki tüm çalışmaları ona borçluyum.Mayıstaki sergiden sonra yayınlayacağım eserler(bir aksilik çıkmazsa)el sanatları meraklılarını şok edecek gibi geliyor bana.Emeklilere önerim ilgileri doğrultusunda kurslara katılsınlar.hem sosyal yönden çok seviyeli çevre edinip hemde üretmenin verdiği mutluluğu yaşarlar Her ile ve ilçeye bir Nilgün Eren diliyorum.
... Konya nın ücra bir köşesinde Derbent adında bir ilçe vardır.konya yüzölçümüyle kıyaslandığında öyle küçüktürki,adı pek duyulmamıştır..O insanların iyiliği zor doğa koşullarından mıdır daha yozlaşmadığındanmıdır çözemedim.Türkler yardımsever diyoruz ama oradaki yardımseverliği görünce şehirlerin çakma olduğu hemen ayırt ediliyo....
Gitmesekte görmesekte o köy bizim köyümüzdür melodisini duyar duymaz derbenti anımsarım ben. mayısta doganın uyanışını..sokak fırınlarında yapılan ekmegini..pahalı bi yemek olmadıgı için misafire ikram etmeye utandıkları harika yemek topalagı..çamların üzerine yagan karın tarifsiz manzarasını... Hele de insanları.. kendi fakir gönlü zengin olan, her bayramda (hala) misafirlerine mükellef sofralar kuran, karınca misali durmadan calışan zorluklarla mücadeleye artık alışmış o güzel köyün insanları.. gözbebeklerimi üşütecek kadar sogukalarda bile kızıma bakmaya gelen fadime hanımı nasıl UNUTURUM?!
Derbent kesfedilirse önünü alana askolsun.yeşillikler içinde ışıldayan alişar yaylasındaki gölet , çöldeki serap gibi büyüler insanı.. kayak turizminden anlayan bir arkadasımın dedigine göre kayak yapmak için de oldukca müsaitmiş. Ancak korkum yabancı uyruklu insanların orayı kesfedip topraklarımızı paylaşmaya kalkmaları.. umarım böyle acı bişi gercekleşmez.
saygılar.. bu yazımı bizde cok emegi gecmiş olan fadime hanıma ithaf ediyorum...
Bir konuda yardıma ihtiyacım olduğu için blog kanalıyla ilgili ve bilgililerden yardım bekliyorum.Aras kargo ile yolladığımız fotoğraf mainasını kızım açınca kırık olduğunu görüyor.hemen kargo şirketine başvuruyor.KUryenin önünde açmadığı gerekçesi ile hiç bir şey yapanmayacaklarını söyleyip gönderiyorlar benim pasif kızımı şimdi ben şirketin bölge müdürlüğüne başvuracağım,ayrıca tüketici haklarına başvuracağım.Bu konuda bilgisi olanlardan rica ediyorum başka yapacağım birşey varmı.beni aydınlatsınlar.böylesi durumlar herkezin başına geliyor ama ne yapacağımızı bilmiyoruz.pahalıya gelsede sonuna kadar hakkımı arayacağım.umarım uzun sürmez.herkeze iyi yıllar.

fiskos örtüsü olarak başladım ama çok amaçlı kullanıyorum.kumaşı denizlide üretilen buldan

Prof.Dr.Bingür sönmez yumurtayı akladı.Zararlı diye yıllardır yumurta yemeyenleri biliyorum.Ben hiç bir zaman ne yumurtanın ne tereyağın zararına inanmadım.Biliyosunuz geçen yılda tereyağını akladılar.Büyüklerimiz yüzyıllarca yemişler zararını görmemişlerdebizmi göreceğiz.Oysa günlük hayatımıza vazgeçilmez derecede giren hormonlu,katkı maddeli ürünlere ne demeli.Mümkünse onlardan kaçınalım bence.Margarinin inanılmaz zararları yanında tereyağ,yumurta sütten çıkmış ak kaşıktır.Bingür sönmez beye teşekkür ederim.Yumurta salatasına gelince haşlayıp maydanoz soğan,limon,ZEYTİNYAĞI,tuzla harmanlıyoruz.afiyet olsun ve herkeze yarasın.
Bir vesileyle yazın yolum Datca'ya düşmüştü.İnşaat furyası o güzelim beldemizide vurmuş yazıkki.Büyük şehirlerin gürültüsünden kaçan insanlar akın akın datca'yı işgal ediyorlar.5 yıla kalmaz Bodrum ve Marmarisi geçer.En çok dikkatimi çeken,yerlilerin her gelene kucak açması oranında ,dışardan oraya yerleşen yabancıların üzülmesidir.Yani haklı olarak yabancılar.Datca'nın kalabalıklaşmasını kaygıyla izliyorlar. Neyse asıl konuya deyinmek istiyorum.Datca belediyesinin sağlık hizmeti.Datca'nın 5 km.dışında olan 2 mahallesine gezici sağlık hizmeti vermesini çok takdir ettim. Bu hizmetin tüm belediyelere örnek olmasını dilerim.Bu hizmeti yıllar önce sağlık mensubu bir belediye başkanı başlatmış.Sonraki yıllarda hangi belediye başkanı gelse hizmeti devam ettirmiş.Görevli hemşire evden çıkamayan yaşlı hastaların evlerine kadar gidip-tamamen ücretsiz olan- enjeksiyon,pansuman.insülin,tansiyon ölçümü gibi hizmetleri veriyor.Bilmiyorum Türkiye'nin başka yerlerinde böyle hizmet var mı?Datca belediyesine kendi adıma teşekkür ederim.
15 Aralık 2008
18:40 |
Hobi Dünyası |
0 fav |
0 yorum
| etiket:
börek
,
hayat
,
ikram
,
ilgi
,
komşu
,
misafir
,
misafir gelcek diye ödü kopanlar
,
misafirperver miyim?
,
pasta
,
sevgi
,
sofra
,
tecrübe
,
türk misafirperverligi Eskiden,yani hayat tecrübem olmadığı zaman ,insanları,çevremi iyi tanıyamadığım gençlik yıllarında misafir gelecek diye ödüm kopardı.Neden mi? Misafir bana 2gün önceden haber vermeliydiki hem annelik görevimi aksatmayayım,hemde misafir için hazırlanayım.Beni büyük bir telaş alırdı.Genel temizlik yap,tecrübesizliğimden uzun zaman alan pasta börek yap derken helak olurdum.Artık misafir geldiği zaman ben bitap vaziyette karşılarına çıkardım.Bu durum yıllarca böyle devam etti.Ama bir gelen misafir bir daha gelmez arayıp sormazdı.'İnsanlar ne kadar nankör,o kadar hazırlık yaptım,hizmet ettim bir daha beni aramıyorlar.'diye kin tutardım.Ayaklarım yere basınca yavaş yavaş çevremi gözlemlemeye başlayınca hatamı anlamaya başladım.Meğer ben sadece bir görev savıyorum edasıyla yaklaşıyormuşum misafirlerime.Keşke o zaman biri beni uyarsaydı dahamı çabuk uyanırdım. Şimdi yaş ilerleyip hayata bakış açım genişleyince misafirlerin en çok güler yüz,tatlı söz beklediğini karşılarında asla yorgun,bitap,suratsız ama mükemmel bir sofra istemediklerini anladım.Geçte olsa şimdi bunun gereğini yapıyorum.Beni sevip,bana gelip onur veren misafirlerimin beni eşyalarım veya ikramımla değerlendirmediklerini benim için geldiklerini biliyorum.bana gelen misafirlerin benim evimden pozitif enerji aldıklarını ,mutlu ayrıldıklarını tekrar aranmamdan anlıyorum.Ama yine geç kaldım galiba!bu kez insanlar misafir sevmemeye ve misafirliği külfet olarak görmeye başladı.Ben bu sefer buna ayak uyduramıyorum.İsteyenlere hayırlı misafirler dilerim.Saygılar...
Arkadaşlar geçen yıl başıma gelen bir olayı anlatmak istiyorum.Ben sebzeyi ayda yılda bir evine sokan bir ailede yetiştim.Bu sebeple annem hala tere,roka nedir bilmez.Geçen yıl birisi bana tarladan yeni kopardığı terelerden verdi.tadına bir baktım.artık beni tutabilene aşkolsun.Yıkamaya bile zaman yok.O an beni görseniz 'tereyi yemezse ölecek.kurtuluşu tereye bağlı'diye düşünürdünüz.Çocuklarda tadına bakmaya yeltendi.İnanın kemiğine yaklaşılan köpek misali onlara hırladım.Çocuklar ürktüler anne seni tanıyamıyoruz kendine gel diyorlar.Ben bu arada yıkanmamış 2bağ kadar tereyi yedim.Artık pazar kurulan günü sabırsızlıkla bekliyorum.pazardan en az 5 bağ alıyorum,hafta ortası yine tere krizine giriyorum.Aynen aşeren gebe hanımlar gibiyim.Ama gebeliğimde hiç aşermem olmadığı için aşerenlere küçümser gözle bakıp,çevrelerine naz yapmak için birşeyler istediklerini düşünürdüm.sonuca geleyim sizi sıkmadan:O ara başka nedenle kan tahlili yaptırdım ki Hemoglobin sınırın çok altında.yani kansızlık var.Dr.a tere sorunumuda söyleyince,terenin içinde demir olduğunu vücudun bu sebeple aşırı tere istediğini söyledi.Kan haplarıyla hemoglobin normal seviyelere yükselince ne yazıkki tere aşkım sona erdi.şimdi ne yazıkki yılda 1-2 kez evime giriyor.Bu konuda eklemek istediğiniz olursa paylaşalım lütfen.Saygılar.